İfrit Çocuk ve Halil Abi
Köyün dışındaki eski taş ev, yıllardır boştu. İnsanlar oradan uzak dururdu; kimi cinlerle, kimi ifritlerle dolu olduğunu söylerdi. Ama Halil Abi, bu tür masallara hiç inanmazdı. "Koca adam olmuşuz, hâlâ çocuk masallarına mı inanacağız?" derdi her fırsatta. Yine de köy halkı onu uyarır, "Aman Halil, o eve yaklaşma," derlerdi.
Bir akşam, Halil Abi köy kahvesinde otururken, gençlerden biri dayanamadı:
"Halil Abi, madem bu kadar cesursun, git o eve bir gece geçir bakalım!"
Halil Abi kahvesinden bir yudum aldı, bıyık altından gülerek, "Yarın gece giderim," dedi. Herkes şaşkındı. Köyde hiç kimse o eve gitmeye cesaret edememişti.
Ertesi gece, Halil Abi elinde bir fener ve sırtında eski bir battaniye ile taş evin yolunu tuttu. Ev, yıkık dökük, pencereleri kararmış ve çatısı çöküktü. Kapıyı ittirdiğinde gıcırtıyla açıldı. İçeriye adımını attığında, taş duvarlardan yankılanan uğultu kulaklarına çarptı.
Ev boş gibi görünüyordu ama içeride garip bir hava vardı. Fenerin ışığıyla etrafı incelerken birden bir çocuk sesi duydu:
"Neden geldin buraya?"
Halil Abi bir an duraksadı. Sese doğru döndü ama kimseyi göremedi. "Kim var orada?" diye seslendi.
Bir anda karanlıktan bir çocuk çıktı. On yaşlarında, zayıf, ama gözleri... gözleri bir insanın gözlerinden çok farklıydı. Simsiyah ve derin. Çocuk, Halil Abi'ye doğru yaklaştı.
"Burada kalırsan, seni de alırım," dedi çocuk, buz gibi bir sesle.
Halil Abi kendini toparlayarak, "Sen kimsin, burada ne işin var?" diye sordu. Ama çocuk cevap vermedi. Sadece arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Halil Abi, çocuğun peşinden gitmeye karar verdi. Merdivenlerden aşağıya, evin bodrumuna indi çocuk. Bodrum, rutubetli ve karanlıktı. Halil Abi'nin feneri pek bir şey göstermiyordu.
Tam o sırada, çocuk birden bire durdu ve arkasını döndü. Şimdi yüzü tamamen değişmişti. Gözleri alev almış gibi parlıyordu, ağzından uzun dişler fırlamıştı.
"Kaç!" diye bağırdı çocuk, ama sesi insan sesi değildi artık. Halil Abi, o an ayaklarının yerden kesildiğini hissetti. Sanki görünmez bir el onu tutmuş, duvara fırlatmıştı.
Halil Abi, yere yığıldığında gözlerini açtı ve çocuk bir kez daha karşısındaydı. Ama bu sefer yanında başka karaltılar da vardı. Üç tane, dört tane, belki daha fazla. Karanlıkta beliren bu varlıkların yüzleri görünmüyordu ama nefeslerini hissediyordu.
"Bu ev bizim," dedi çocuk tekrar. "Buradan gitmezsen, sonsuza kadar burada kalırsın."
Halil Abi, tüm gücünü toplayarak yerden kalktı ve hızla merdivenlere doğru koşmaya başladı. Ama her adımında arkasından gelen o uğultuyu hissediyordu. Kapıya vardığında, bir el omzuna dokundu. Dönüp baktığında çocuğu bir kez daha gördü. Ama bu kez, yüzünde bir sırıtış vardı.
"Git... ama geri dönme," dedi çocuk.
Halil Abi, o gece köye döndü ama bir daha eski Halil Abi olamadı. Gözleri sürekli uzaklara dalıyordu, dudakları titriyor, kimseyle konuşmuyordu. O geceden sonra köyde kimse o eve gitmedi. Ama bir gece, köyden bir çocuk kaybolduğunda, herkes aynı şeyi düşündü: "İfrit Çocuk yine birini aldı..."
O taş ev, hâlâ köyün kenarında duruyor. Kimse ne içinde ne de çevresinde bir adım atmaya cesaret ediyor. Ve herkes biliyor ki, İfrit Çocuk orada hâlâ bekliyor...



0 Response to " İfrit Çocuk ve Halil Abi"
Yorum Gönder